Tasavvuf Yolu

Şüphesiz ilk akla gelen,kişinin kendine-olabileceği en yüksek dereceden-takvalı ve tefekkür sahipliği halini,hayat tarzı edinmiş ve elinden geldiğince kendini ilme vererek,bunun getirisiyle birlikte riayet ederek aldığı manevi haz ve doyum yolu olduğu tasavvuf hayat için diye bilinmektedir.
Tabi ki bu,basitin de basiti başlangıç tanımıyla tasavvufu tanımlamak haddim değil fakat,hiç bilmeyen veya çok az kulağına gelen,herkesin aklındakini bu basitlikte somutlaştırmaya çalışıyorum.
Baktığımız zaman tasavvuf adı altında tarihte herhangi bir dini akım yok.Dolayısıyla geçmişte ilim temelini oluşturacak,tabiri caizse derse başlangıç niteliğinde bir eserde bulunmamakta.
Bunların olmaması sonradan icat olduğu anlamına gelmiyor.İslam ilimleriyle paralel seyretmekle birlikte,gelenek halindeydi.Yani,adı konulmamış,ayrıştırıp,eğitimle edinilebilir hale gelmesine gerek yoktu çünkü zaten genel anlamda,Müslüman olan,bu standartlarda hal ve hareketlerde,bu düşünce tarzında yaşamaktaydı.
Bu konularda,Kuran'ın dışına çıkmadan insanların iman etmesi,iman edenlerin imanını güçlendirmek maksadıyla sadeleştirerek,daha basit anlatımlarla ağızdan ağza gelen delillerle anlatımlarda bulunup,kendisinin ve insanların hayrına,vesile oluyorlardı.
Başında dediğim gibi,Kuran'ın dışına çıkmadan vesile oluyorlardı.Doğru ilimlerini Kuran'ın söylediğine paralel seyretmesine karşın,buna"Allah'ın kelamı ilmi" demiyorlardı.
O dönemlerde,bulunulan bölgede,felsefeyle karşılaşılmamıştı.Bu nedenledir ki anlatımlar felsefe barındırmaz ve sadedirler.
Sistemli bir fıkıh ilmi mevcut değildi.Müslümanlar bu ilmi birinci elden(Kuran ve Hz. Peygamberden)öğrenerek uyguluyorlardı.
Tefsir de,bölümlendirilmiş değildi.Zira,Hz. Peygamberin ağzından çıkanı derhal,katipler yazmaktaydı. ve ezberlenilmekteydi.Bu yüzden,bölümlendirme söz konusu değildi.
İhtilaflı olmasına karşın,hadisler Hz. Peygamber hayattayken,sahabeleri tarafından kitap kitap yazılıp ezberleniyordu.
İlmin oluşumu,icrası,kaynakların yazılış ve uygulanışı,tasavvufun bunlara bağlı olarak neden sonradan ortaya çıkmış bir şeymiş gibi göründüğü,üslubun felsefe ile karşılaşıldıktan önce ve sonraki
tabi etkileşimini kısaca anlatma çalıştım.
Evet,tasavvuf aşktır,teslimiyettir.Tasavvufun hedefi ise mürşidi kamiller oluşması yoluna vesile olmaktır.Fakat;bu yol kolay bir yol değildir.Emek ister.İlim ve samimiyet ister.
Tasavvuf ruhu okşar,müşriki ilme çeker belki ama bu yola bilinçli çıkacak kişiler,bana göre,İslam ilminin hiyerarşisinde en dıştan beğendiğini alıp,doğru tanım mı bilmiyorum ama,yapay bir iç huzur oluşturacağına,içten dışa yol almalıdır.Daha kalıcı olur,ve kurtuluşa burada nail olur.
Yani,Kuran,Hadis,Tefsir,Siyer yolu izlenmelidir.
Allah,biz günahkar kullarını affetsin inşallah.

  

Dalış Tüplerinin Yerini Alacak Madde

Danimarkalı araştırmacılar,havadaki oksijeni emen bir madde üretti.
Bu madde havada bulunandan 160 kat daha fazla oksijen barındırabiliyor.
Maddenin adı ise Aquaman'ın Kristali konuldu.Bu ad çizgi roman kahramanı
Aquamanden esinlenerek konulmuş.
Maddenin bir çay kaşığı kadarı odadaki tüm oksijeni içine çekebiliyor.
Kullanılacağı alana gelirsek;dalış tüplerinin yerini alması düşünülüyor.
Anladığımız kadarıyla madde belirli bir ısıya getirince veya basınç boşaltılınca
aktif hale geliyor.Daha kullanışlı hale gelebilmesi için doğal gün ışığına tepki verebilecek
hale getirilmeye çalışılıyor.
Bu haliyle de,oksijeni depolayıp taşıma özelliği mevcut.
Ne diyelim,çok güzel bir buluş.Tebrik ederiz.

Osmanlıca Öğrenmek Ne İşe Yarar

                                                                Belki bir dil bilimci değilim ama Türkçe kelime kullanımı,karşıladığı ifadelerin darlığı ve nereden düzenlendiği tam olarak belli olmayan yapıdaki dilimiz,malumunuzdur ki ihtiyacımızı kesinlikle karşılamamaktadır. Bu mantığın karşıtları halihazırda kullandığımız kelimelerin farsça,arapça,fransızca olduğundan bihaber olsalar gerek.
Ayrıca alfabenin fars alfabesi olması neden bu kadar batıyor onuda anlamak zor? 
Oysaki Osmanlıca ifadelerin kalitesi ve kelimenin manalarının çeşitliliği derinliği daha geniş çerçevede "okuma,yazma ve düşünce derinliği"bakışı sağlar. Tamam belki sn.başbakanın "mezar taşlarını okuyamıyoruz."şeklindeki ifadeye sığdırılarak bakarsak tepki alması olası. 
Ama ne yapacaktı? 
"halkımın çehresini değiştirmek geçmişteki,Avrupa'nın feyz aldığı gıpta ile baktığı,bilginlerimizin,alimlerimizin eserlerini daha rahat okumanız için Osmanlıca öğrenmenizi istiyoruz."mu deseydi? 
Kendi alfabesiyle yüzeysel manalar içeren kelimelerle ve çok düşük kelime haznesine sahip Türkiye halkının üzerinde, daha kolay toplum mühendisliğini edecek merciler ne şekilde telaşa kapılacak ve sokacak çomaklar hazırlayacaklar bir düşünün.
Bu yüzden zımnen yürütülen çalışmalarla,yüksek edebi değere sahip Osmanlıcayı halka yeniden kavuşturmak daha doğru olur.
Bu kadar estetik yazı,bu kadar lezzetli bir dil neden kabul görmesin?
Derhal Osmanlıca öğrenmeli ve öğretilmelidir.

Yarı Başkanlık Sisteminin Kurucusu Hayata Gözlerini Yumdu

Yarı başkanlık sisteminin kurucusu Maurice Duverger,hayata gözlerini yumdu.
Aynı zamanda sosyolog ve Fransız anayasa hukukçusu olan Duverger,siyaset bilimi
alanında tüm dünyada etkili olmuştur.

Bordeaux üniversitesinde hukuk bölümünü bitirmiş ve aynı üniversitede siyaset bilimi fakültesini
kurmuştur.Bu fakülte aynı zamanda alanında ilk olma özelliği taşımaktadır.

Çeşitli partilerde görev almış,vekillik görevini de yürütmüştür.

Maurice duverger deyince akla ilk gelenler"Duverger kanunu"teorisi ve"yarı başkanlık sistemi"terimidir.

Duverger,çalışmalarında izlediği yol,felsefi yorumlardan çok sosyolojik bilgi birikimiyle beraber ilerlediği
deneysel çıkarımlar göze batmaktaydı.

Ardında 97 yaşında ölümüne kadar pek çok makale ve kitap eseri bırakmıştır.

Blog Yazarlığı Gerçeği

Yazmaya başlarken,ilk yayım tarihimin 2 yıldan fazla olmasına rağmen blog yazarlığına yeniden başladığımı söylemek istiyorum.Henüz acemiyim fakat,zamanla yazdıkça,yazılarımın ve kalitesinin her yazıda bir adım daha atacağını düşünüyorum.Blog yazmaya heves eden herkes gibi bende biraz araştırma yapmak durumundaydım ve hala araştırıyorum.




















Bu konuda yardımcı iyi bloglar var gibi.
blogları,bana yardımcı oldu diyebilirim.

Türkçe Bloglar yeterli ilgiyi okuyuculardan görebiliyor mu?
Açıkça görülüyor ki;kısıtlı okuyucu kitlesi ve düzenli takipçi sayısı mevcut.
Onun haricinde,insanların blog sayfalarına uğraması daha çok açıklayıcı bilgiler içeren,google gibi sitelerde arama yapılan trend konuları karşılayan bloglar daha çok hit almakta diğer türlüsü şuna benziyor;markete ekmek almaya giden gözüne çarpan bir şey olursa onuda alıyor.Yani düzenli bir okuyucu kitlesi yok artık nasıl çekerseniz blogunuza her şey mübah:)